En Çok Okunanlar

Aykırı Fikirlerin Deneysel Yazarı Ertuğrul Özkök

Reşat Çalışlar`dan çok yoğun ve farklı bir Ertuğrul Özkök analizi...


Ertuğrul Özkök, çok farklı kesimler tarafından yoğun olarak eleştirilen, ama buna rağmen Türk medyasının düşünsel gündemini ve politik tartışma çerçevesini belirlemeye devam eden bir köşe yazarı. Ona öfke duyan birçok kişinin tartışma çerçevesini bile o belirliyor. Bunda Hürriyet in genel yayın yönetmeni olmasının da payı var ama bence asıl neden bu değil. Ertuğrul Özkök, Türkiye nin somut durumu üzerine en dolaysız, yaratıcı, önyargısız ve cesur şekilde fikir üretebilen kalemlerden biri olduğu için Türk medyasındaki tartışma gündemini belirliyor. Onun söyledikleri insanların kafalarını karıştırıyor, birbirine zıt kesimlerden insanları rahatsız ediyor. Medyadaki siyasi tartışmaların ağırlıklı bir bölümü, Ertuğrul Özkök’e getirilen itirazlar üzerinden oluşuyor.

Farklı, cesur, özgün ve riskli sularda yüzmeyi göze alabilen bireylerin çoğu gibi, o da hatalar yapabiliyor. Voltaire’in “Yeni bir yol açan insanların hata yapmaya hakları vardır.” sözünü hatırlamak gerekli bu noktada. Ona yöneltilen eleştirilerin bazılarına katılmama rağmen, ona yöneltilen eleştirilerin çoğunun önyargılı olduğunu ve onun düşünce üretim biçimini doğru analiz edemediklerini düşünüyorum.
Zaten, o “en garantili doğruları” söyleme iddiasında değil. O deneysel bir yazar, yazılarında da düşünce deneyleri yapıyor. Okurlarını rahatsız etmek pahasına, hatta rahatsız etme suretiyle, onların düşünsel zenginliklerini arttırıyor. Bu deneyselliği kısmen devletçi/muhafazakar bir perspektiften gerçekleştirmesinden ötürü, deneysel bir yazar olduğu herkes tarafından farkedilmiyor. Örneğin 12 Eylül ve 28 Şubat gibi konularda zaman zaman dile getirdiği devletçi görüşler, onun deneysel bir yazar olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Onun deneysel sıfatını hak etmesini sağlayan şey, ürettiği düşüncelerden öncelikli olarak düşünce üretim biçimi. Ürettiği düşünceler ya da en azından ürettiği düşüncelerin bazıları muhafazakar(ve bu bağlamda deneysellikten uzak) bulunabilir, ama düşünce üretim biçiminin deneysel olduğu inkar edilemez. Ona taban tabana zıt görüşleri olan kişilerin bile, onun deneysel, çokyönlü, sıçramalı ve zıt köşelerden bakabilen düşünce üretim biçiminden öğrenebilecekleri şeyler olduğu kanaatindeyim.

Ona yöneltilebilecek eleştirilerin en mantıklı olanı, yazılarında dile getirdiği görüşlerin tutarsız olduğudur herhalde. Derinlemesine bakılırsa, bu "tutarsız" tavırdaki asıl amacın, Türkiye nin farklı sosyolojik bölgelerinin ve onların toplamında ortaya çıkan sosyolojik merkezin psikolojisini aktarmak olduğu anlaşılabilir. Onun tutarsızlığı, Türk toplumunun tutarsızlığını yansıtmayı amaçlar. Türkiye kadar keskin siyasi ve sosyolojik çelişkileri olan bir toplumun kavranması için, deneysel, çokyönlü, sıçramalı ve tutarsızlığa düşmekten korkmayan bir düşünce mekanizması gerekli.

Hürriyet Gazetesi’ni bir süpermarket olarak tanımlamış, “her görüşte yazar olacak, okur dilediğini okuyacak” demişti. Gerçekten de, Özdemir İnce’yi ve Ahmet Hakan’ı, Bekir Coşkun’u ve Cüneyt Ülsever’i, Oktay Ekşi’yi ve Onur Baştürk’ü, Ayşe Arman’ı ve Emin Çölaşan’ı aynı anda bünyesinde barındıran bir gazetenin süpermarket olma misyonunu gerçekleştirebildiği söylenebilir. Ama daha ilginç olan şu ki, sadece Hürriyet gazetesi değil, Ertuğrul Özkök’ün kendi köşesi de bir süpermarkettir. (Ki Türkiye’nin kendisi de bir süpermarkettir aslında, ama bu ayrı bir yazının konusu.) Ertuğrul Özkök, Hürriyet gazetesindeki bütün yazarlardan bir şeyler barındırır içinde. Özkök, bir gün Özdemir İnce gibi, bir gün Emin Çölaşan gibi, bir gün Ahmet Hakan gibi, bir gün Bekir Coşkun gibi, bir gün Hadi Uluengin gibi, bir gün Cüneyt Ülsever gibi yazabilmektedir ve yazmaktadır. Aslında, Özdemir İnce, Emin Çölaşan, Ahmet Hakan, Bekir Coşkun, Hadi Uluengin ve Cüneyt Ülsever’in köşelerini takip etmektense, sadece onun köşesini takip etmek yeterli olabiliyor. Çünkü o bütün bu yazarların esansını kendi içinde barındırıyor ve üstelik aynı görüşleri belki onlardan bile daha kıvrak bir yaklaşımla ve daha büyük bir sosyolojik incelikle ortaya koyabiliyor.

Her gün aynı fikri savunan bir köşe yazarının Türk toplumunun “merkezi algı biçimi”ni köşesine taşıması zaten mümkün olamaz. Ece Temelkuran ın sabit solcu-duygusal tavrından da, Perihan Mağden’in sabit özgürlükçü-sosyalist-edebi-iğneli tavrından da, Mehmet Barlas ve Taha Akyol un sabit liberal-muhafazakar tavrından da, Bekir Coşkun un sabit popülist-statükocu tavrından da, İlhan Selçuk un sabit Kemalist tavrından da daha enerjiktir Ertuğrul Özkök ün değişkenliği. Türkiye de düşünsel olarak yeni bir şey üretilmemesinin en önemli nedenlerinden biri, ideolojik konumların sabitliğidir. Ertuğrul Özkök, sabit ideolojik konumların dışına çıkabilen ender Türklerden biri olarak görülebilir. Ertuğrul Özkök ün en önemli özelliklerinden biri, şaşırtmasıdır. Şaşırtır, çünkü enerjiktir, değişkendir, kıvraktır, olaylara farklı noktalardan bakma kapasitesine sahiptir. Türk halkının ideolojik değişkenliğine benzer Özkök’ün ideolojik değişkenliği.

Örneğin Ahmet Altan’ın bütün siyaset içerikli yazılarının ana fikri yıllardır aynıdır, ki bu fikirler zaten çok uzun zamandan beri dolaşımda olan fikirlerdir; o nedenle de, Ahmet Altan’ın görüşlerinin önemli bir bölümünü paylaşmama ve görüşlerini aktarma biçimini de beğenmeme rağmen, Ahmet Altan’ın siyaset içerikli yazıları bende merak uyandırmazlar. Birçok kişi için de böyle olduğunu tahmin ediyorum. Ama Ertuğrul Özkök’ün her yazısı tamamen yeni bir sosyolojik perspektif açarak insanı şaşırtmayı başarır. Hadi Uluengin ve Ahmet Altan’ın rolleri de, Can Dündar ve Ece Temelkuran ın rolleri de, Mehmet Barlas ın ve Taha Akyol un rolleri de çok zor roller değil, çünkü ideolojik konumlarından ötürü, onları sevecek olanlar da, onlardan nefret edecek olanlar da zaten belli. Ne yaparlarsa yapsınlar onlardan nefret edenlerin sevgisini, onları sevenlerin de nefretini kazanamazlar. Özkök’ün konumu ise, çok daha riskli. Herkesin nefretini çekme potansiyeli olan, çünkü herkese eşit mesafede duran ve değişmekten, denemekten, deney yapmaktan, tepki çekmekten korkmayan bir konum.

Seçim öncesinde dört farklı partiyi(AKP, MHP, CHP, DP) değerlendiren ve bu partilerin her birini gönül rahatlığıyla oy verilebilecek partiler olarak tanımlayan yazılarında da, bu deneyselliği ve cesareti gözlemleme fırsatı bulduk. Ertuğrul Özkök, bu tavrını 20 Temmuz 2007 tarihli yazısında şöyle açıklamış:
“Dört yazımın ana mesajı şuydu: "Artık mahalle baskısından kurtulma zamanı geldi." Çünkü mahalle baskısı, hepimizi hırçınlaştırıyor. Hepimizi öfkeli, küskün, kavgacı yapıyor. Hepimizin gözünü kör ediyor. Körleşen gözlerimiz, sadece öbür mahallede kızdığımız insanları, şeyleri görüyor. Kendi mahallemizdeki kötü giden şeyleri, evlerimizin önündeki pislikleri görmüyoruz. Böylece her mahalle pis kalıyor.”

Özkök’ün bir diğer orijinal(ve bence olumlu) özelliği ise, aynı anda zıt grupların nefretini çekebilmesi. Örneğin milliyetçilik tartışmalarına yönelik olarak yazdığı yazılar ve takındığı tutumla, hem Türk milliyetçilerini, hem de Türk milliyetçiliğine şiddetle karşı olanları eşit derecede rahatsız edebildi. Bu, bence, onun milliyetçilik konusuna yaklaşımının özgünlüğünü kanıtlayan bir gösterge olarak değerlendirilebilir. O, Türkiye’nin bütün toplumsal gruplarına(kendi deyimiyle söylemek gerekirse Türkiye’nin bütün mahallelerine) eşit mesafede durmayı tercih ettiği için, onların hepsinin birden nefretini çekebilmekte ama tepkilere aldırmadan bildiği yoldan yürümeye devam etmektedir.

“Türk milliyetçiliğinin etnik bir milliyetçilik olmadığı” gibi, kimin tarafından dile getirilirse getirilsin sakin karşılanacak bir görüş, onun tarafından dile getirildiğinde büyük tepki çekebiliyor, faşizan bir yaklaşım olarak değerlendirilebiliyor. Oysa ki, Türk milliyetçiliğinin etnisite boyutunda değil kültür boyutunda algılanması, Türk milliyetçiliğini yumuşatan bir yaklaşım. Daha tuhaf olan ise, Özkök’ün Türklerin hiçbir ırksal özelliklerinin olmadığını savunan yazısının birçok kişi tarafından faşizan bir yazı olarak algılanmış olmasıdır. “Türklerin hiçbir ırksal özellik taşımadığını” söyleyen bir kişinin Türk faşizmi yapmakla eleştirilmesi, ancak Türkiye’de gerçekleşebilecek bir absürdlük örneği. (Örneğin absürdlük, Türklerin ırksal değil kültürel bir özelliğidir.)

Nasıl Türk toplumunun hissiyatları döneme ve toplum katmanına göre değişkenlik gösteriyorlarsa, onun görüşleri de dinamik ve değişkendir. Özkök, Türkiye nin sosyolojik merkezinin aynası olmayı kendine misyon edinmiştir. Bu, "dün dündür bugün bugündür"cülük de değildir. "Dün dündür bugün bugündür", çağımızın dinamiklerini kavrayamayan bir stratejidir. Ertuğrul Özkök ün düşünsel stratejisi ise, toplumun bütün hareketlerini ve çelişkilerini dinamik bir şekilde köşesine aktarmak üzerine kuruludur. Bu anlamda alındığında, Ertuğrul Özkök’ün köşesi “halkın bütün seslerinin ve ülkenin bütün ağırlıklarının bir ortalaması” ya da “ülkenin bütün seslerinin özgün bir kompozisyonu” olarak tanımlanabilir. Özkök’ün ülkenin seslerinin ortalamasını ortaya koyuş biçiminin kendi içinde güçlü bir mantığa sahip olmasına rağmen, elbette ki ülkenin seslerinin ortalamasının Ertuğrul Özkök’ün ortaya koyduğundan farklı şekillerde ortaya koyulması da mümkün. Ama Ertuğrul Özkök’ün ortalama algısına alternatif bir ortalama algısı üreten pek kimse de yok. Kimse ortalama ile ilgilenmiyor, herkes kendi dar çevresiyle ve bu dar çevrenin düşman olarak gördüğü güçlerle ilgileniyor sadece.

28 Şubat ve 12 Eylül konusunda kısmen olumlu şeyler yazmış olmasının temel nedeni de, halkın(sayısal olarak belki azınlıkta olsa bile sosyolojik anlam açısından önem taşıyan) bazı kesimlerinin 28 Şubat ve 12 Eylül’e olumlu bakması ya da en azından geçmişte olumlu bakmış olmasıdır. Ertuğrul Özkök, bir anlamda milletvekili gibi davranmakta, köşesinde halkın farklı seslerine vekalet etmektedir. Halkın birbirinden farklı kesimlerinin ve güçlerinin görüşlerini aktarmak, onun için, kendi kişisel görüşünü aktarmaktan daha büyük bir önceliktir. Özkök, halka yaranmak için değil(ve hatta tam tersine halkı kızdırmayı göze alarak), Türkiye’nin sosyolojik fotoğrafını çekebilmek için ülkenin birbirinden farklı seslerini köşesine taşır.

Kelimenin klasik anlamı ile halkçı olmayan ama buna rağmen halkın ve Türkiye ortalamasının nabzını, çoğu halkçının yansıttığından çok daha milimetrik şekilde yansıtan bir çizgidir Özkök ün çizgisi. Borsa dilinden alınmış bir terimle dile getirmek gerekirse, Ertuğrul Özkök, Türkiye nin hareketli ortalamasıdır. 20 Temmuz 2007 tarihli yazısında, bu yaklaşımını şu şekilde dile getirmiştir:“Bazıları buna eyyamcılık desin, herkesi idare etmek desin, ne derse desin umurumda değil. Ben bu ülkenin bütün mahallelerini sevmek istiyorum...”

“Ben bu ülkenin bütün mahallelerini sevmek istiyorum” cümlesi, örneğin Can Dündar tarafından yazılsaydı çok daha olumlu karşılanacak, hatta belki bir edebi-toplumsal duyarlılık ve sol-hümanizm örneği olarak algılanarak yüceltecekti. Ama ben bu cümleyi tam da Ertuğrul Özkök gibi merkezden ve rasyonel(duygusal değil) bakan bir kişinin yazmış olmasının daha önemli olduğunu düşünüyorum. Türkiye’nin bütün mahallelerini kucaklamak gibi bir toplumsal uzlaşma çağrısının, sol bir duyarlılıkla değil merkezde durmanın soğukkanlılığı ve rasyonalitesi ile yapılmasının daha yararlı olduğuna inanıyorum.

Halka bakışı rasyoneldir. Halkçı olmayı değil, halkı yansıtmayı, halkın ortalamasını algılamayı seçmiştir. Zaten, onu güçlü kılan nokta, halkın , sokağın ve ülkenin nabzını tutmak konusundaki becerisi. Uzaktan bakan birine “fildişi kulede yaşayan, sık sık yurtdışı gezisine çıkan, sık sık hükümet yetkilileri ve işadamlarıyla görüşen, yan masada ünlüler gören, kaliteli şaraptan ve kaliteli yaşamdan anlayan bir gazeteci” gibi görünebilse de, aslında tam tersine, halkın, sokağın ve ülkenin uzmanıdır. Özkök’ün elitist-liberal-şık-gurme bir yönü de vardır elbette ama dominant yönü bu yönü değildir. Özkök’ün “Türkiye uzmanı” kimliği, elitist-liberal-şık-gurme kimliğinden çok daha ağır basar. Ertuğrul Özkök, “fiziksel olarak” plazada çalışan bir gazeteci olsa da, zihinsel olarak, Türkiye’nin bütün gerçeklerine, plaza gazetecisi olmamakla övünen birçok gazeteciden daha yakındır.

Özkök’ün köşesi Türkiye’ye benzer. Yerine göre liberal, yerine göre devletçi, yerine göre orduya yakın yerine göre sivillik yanlısı, yerine göre solcu yerine göre sağcı, yerine göre radikal yerine göre ılımlı, yerine göre ulusalcı yerine göre liberal-islamcı, yerine göre katı gerçekçi yerine göre romantik, yerine göre pop, yerine göre klasik, yerine göre en temkinli yerine göre en yenilikçi-özgürlükçü... Onun köşe yazılarının asıl ideolojik zemini, "Marksizm", "sosyal-demokrasi", "muhafazakarlık", "ilericilik", "militarizm", "anti-militarizm", "Kemalizm", "Anti-Kemalizm", "dindarlık", "laiklik" gibi bir ideolojik kavramın üzerine değil Türkiye nin sosyolojik merkezinin üzerine oturur. Ertuğrul Özkök ün ideolojisi, Türkiye nin sosyolojik merkezidir. Ertuğrul Özkök, ideoloji yerine sosyoloji kullanır. Her şeye rağmen, belirli bir siyasi pozisyonu da vardır aslında: Merkez. Merkezin devletçi kanadı ile liberal kanadı arasında gidip gelmekte ve devletçi kanada bazen daha yakın durabilmektedir. Ama bu noktada da simetrik bir duruş vardır aslında: Siyasi konularda zaman zaman devletçiliğe yaklaşan çizgisini kültürel konulara getirdiği liberal bakış açısı ile dengelemiş, bir tür simetri yakalamıştır. Bu, tipik bir Ertuğrul Özkök simetrisidir.

Zaman zaman da, merkezin sağından bakmayı denemektedir. Bu da, bence Türkiye’nin sosyolojisine göre benimsenmiş bir tercihtir. Yani siyasi bir tercihten ziyade sosyolojik bir tercih olarak değerlendirilmelidir. Türkiye’nin sosyolojisini kavrayabilmenin, Türkiye’yi kucaklayabilmenin yolu, merkez-sağı anlamaktan ve hatta belki de ona yakın olmaktan geçer. Merkez-sağ, Türkiye’nin sosyolojik merkezidir ve benim tahminimce Ertuğrul Özkök tarafından bu özelliğinden ötürü önemsenmiştir.

Türkiye deki çoğu ideolojik/politik aktör ve düşünürden farklı olarak, ideolojik zeminini, ideolojik kavramlar üzerine değil, Türk toplumunun somut durumu üzerine yerleştirmeyi seçmiştir. Türkiye’nin bütün farklı renklerini algılamayı kendine hedef bellemiştir. İdeolojik açıdan bakıldığında birbiriyle şiddetle çelişen fikirler savunmasına rağmen, hatta tam da bu yüzden, Türkiye’nin sosyopsikolojik merkezini kavrayabilmiştir. Türk halkının ideolojik olmayan kodlarını kavrayabilmiştir. Ertuğrul Özkök’ün girişimi, Türk toplumunu merkezde birleştirme ve geleceğe taşıma yönünde bir girişimdir. Bu yapıcı, sıra dışı ve mantıklı girişim, kamuoyunun birçok kesimi tarafından doğru algılanmamıştır. Ertuğrul Özkök, bu girişimini Hürriyet gazetesinin genel yayın yönetmeni olarak değil de bir siyasi aktör olarak gerçekleştirmeyi deneseydi, belki daha doğru anlaşılabilirdi. Siyaset dünyamızda farklı bir rüzgar estirebilir, deneysel bir proje olabilirdi.

Ertuğrul Özkök ün siyasi görüşlerinin Türkiye’deki siyasi algı biçimlerinin hareketli ortalamasını yansıtmalarından ötürü, Ertuğrul Özkök ün siyasi hareket ekseninden rahatsız olmak, Türkiye’nin siyasi algı ekseninden rahatsız olmakla eş anlamlı olabilmektedir. Türkiye ortalamasının siyasi hareket ekseninden rahatsız olmakla eş anlamlı olabilmektedir. Yani, Ertuğrul Özkök’e kızıyor gibi görünen birçok insan, aslında Ertuğrul Özkök’ün “vekaletinde” kendini dile getiren “ortalama”ya kızıyor. Tabii Türkiye ortalamasından rahatsız olmaya da herkesin hakkı var, ama bu rahatsızlıkta elitizmi çağrıştıran bir yan olduğu gerçeğini de gözden kaçırmamak gerekiyor.

Köşe yazarlığının kalitesinin böylesine düştüğü, aykırı fikir üretiminin böylesine azaldığı bir dönemde, Ertuğrul Özkök kadar aykırı ve deneysel bir köşe yazarının ana akım medyanın en etkin köşelerinden birine sahip olabilmesi, gerçekten de şaşırtıcı bir durum. Şaşırtıcı olmayan durum ise, bu köşe yazarının birçok insan tarafından yanlış algılanıyor olması. Ertuğrul Özkök’ün köşe yazısı türünün sınırlı hacmi içinde ortaya koyduğu kendine özgü Türkiye algısının daha sistematik ve kapsamlı bir şekilde ortaya konulmasının bize yeni ufuklar açacağı kanaatindeyim.

ali biberon
80630.com ve Deviantart Tripleri
arnold civardanegezer
Lafmacun.org`la nasıl tanıştım?
bruker
Resat Calislar Eksi Sozlugun Kenan Evren idir
duygusuz
ssg nin privatesözlüğe transfer olması
elalem
forgotten hopes
Blog Yazmak İbadet Kadar Önemli Hale Geldi
itirafçıkadın
Mangal Yapmak Geleneği
keep clubbin
Kötü Polis Olarak Sözlükten Hatun Kaldırılır Mı?
kerizettin troleybus
mariadebonne
SEKİZİNCİ RENGİ BULANA VEYA GETİRENE YÜZ BİN LİRA VERİYORUM
morphling
Türk Kadınlarının Maço Erkek Takıntısı
öksüz sari çiçek
Ağrı Dağın Eteği ve Medya Eteği
peder zickler
Tinerci Çocuk
resat çalislar
Aykırı Fikirlerin Deneysel Yazarı Ertuğrul Özkök
samatya
Kalitesiz Yeme İçme Mekanlarında Yer Değiştirtme Fenomeni
sepia
Türk Kızlarının Sanal Dünyadaki İntikamı
stevemcqueen
Espri Anlayışına Vurulan Darbe
unknown artist
KİM OY VERDİ BU AKP YE?
Copyright ® Medya etegi / Giriş